ChatOda.com kulak hastaliklari, burun hastaliklari, burun ameliyati, guatr, bogaz hastaliklari

WwW.ChatOda.com

Kulak Burun Bogaz

Geniz eti, bademcikten tehlikeli İSTANBUL - Aileler tarafından çok iyi bilinmeyen geniz eti büyümesi, çocuklarda yaygın bilinen bademcikten daha ciddi sorunlara yol açabiliyor. Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, geniz etinin uykuda solunum durmaları, kulak iltihapları, çocuk sinüzitleri, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara neden olabildiğini söyleyerek “geniz eti iltahaplarını önemli bir sorun haline getiren ise bademcik iltihaplarında olduğu kadar tanının kolay konulamaması” dedi. Halk arasında geniz eti olarak bilenen “adenoid” dokusu ile ilgili büyüme ve iltahaplanma sorunları özellikle 3 ile 7 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Büyüyerek burun boşluğunu arkadan tıkayan geniz eti sorunları genellikle kendisini inatçı burun tıkanıklığı, ağzın sürekli açık kalması ve horlama gibi belirtilerle gösteriyor. Geniz etinin bademcikten daha tehlikeli olduğunu belirten Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, “Geniz eti tıpkı bademcikler gibi vücudun bağışıklık sisteminin bir parçasıdır ve dokusu da aslında aynı bademcik gibi lenf yapısındadır. Üst solunum yolunun savunmasında rol oynayan geniz etinin bademcikten en önemli farkı çok büyük olması halinde çocuk burun boşluğunu tıkamasıdır. Ancak her burun tıkanıklığı da geniz etine bağlı değildir. Endoskopik muayene ile ayırıcı tanı yapmak gerekir” dedi. KESİN TANI İÇİN ENDOSKOPİK MUAYENE GEREKİYOR Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, uykuda solunum durmalarına, kulak iltihaplarına, çocuk sinüzitlerine, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara da yol açabilen büyük geniz etlerinin iltihaplanarak enfeksiyonlara da yol açtığını belirtti. Geniz eti iltihaplarında yaşanan en büyük sorun ise bademcik iltihaplarındaki kadar kolay tanı konulamaması olduğunu belirten, Doç. Dr. Şerbetçi, “Bademcikte iltihaplanmalara neden olan mikropların ve bunlar arasında özel önem taşıyan beta mikrobunun yol açtığı iltahaplanmalarda teşhis gözle muayenede ve boğaz kültürlerinde kolaylıkla yapılabilmektedir. Ancak geniz bölgesinin gözle görülememesi ve boğaz kültürü alınırken genize ulaşılamaması nedeniyle geniz eti iltihapları atlanabiliyor ve tedavi eksik kalabiliyor. Oysa örneğin beta streptokoklar bademcikleri hastalandırmadan sadece geniz eti iltahabı da yapabiliyor ve bu durumda sadece boğaz muayenesi ve kültürü yapıldığında hastada gerçek sebep saptanamamış oluyor” diye konuştu. ENDOSKOPİ ÇOCUĞUNUZU KORKUTMASIN Çocuklarda geniz bölgesinin endoskopik muayenesinin doğru tanıyı koyabilmek açısından çok önemli olduğunu dile getiren Doç. Dr. Şerbetçi, “bademciklerin değil sadece geniz etinin iltihaplanabildiği durumlar da var ve özellikle bu durumlarda geniz bölgesinin görülebilmesi ayırıcı tanıda ve doğru tedavide gerekli oluyor. Böyle durumlarda kesin tanı için endoskopik muayene oldukça önemli” dedi. Doç. Dr. Şerbetçi, gerektiğinde yeni geliştirilen çapı 1 milimetre kadar küçük endoskoplar kullanılabildiğini ve deneyimli bir uzmanın eşliğinde çocuk muayenelerinin kolaylıkla yapıldığını ve böylelikle çocuğun endoskopiyi neredeyse hissetmediğini belirtti. Geniz etinin ayırıcı tanısında hiçbir yöntemin endoskopik muayene kadar üstün olmadığını sözlerine ekleyen Doç. Dr. Şerbetçi, konu hakkında şu bilgileri verdi: “Yapılan endoskopik muayene ile geniz eti hastalıklarının rahatlıkla hangi evrede ve koşulda olduğu hatasız bir şekilde saptanabiliyor. Bu sayede gereksiz antibiyotik tedavilerinin ve bazen de ameliyatların yapılması engellenmiş oluyor. Ayrıca, endoskopik muayene, antibiyotik gerektiren durumlarda problemin viral üst solunum yolu enfeksiyonu zannedilerek yetersiz tedavi edilmesi riskini de ortadan kaldırıyor ve eğer ameliyat gerektiren bir durum varsa ortaya konabiliyor. Böylelikle geniz etine bağlanabilen kulak gibi diğer komşu organ hastalıklarının tedavileri de kolaylaşmış oluyor.”
Burun Ameliyatı ve sonrası Burun Ameliyatı ve sonrası Burun estetik ameliyatları dünyada en çok yapılan estetik amaçlı ameliyatlardır. Ameliyat süresi 1 - 1.5 saati aşmamaktadır. Ancak özel durumlarda bu süre daha uzun olabilmektedir. Ameliyat sonrası morluk ve şişlik eskiden uygulanan cerrahi tekniklere göre çok daha az oranda görülmektedir. Burun içinde bir gün kalacak tampon ya da nefes almanıza engel olmayacak özel bir sünger ve burun dışını saran minik bir alçı ile uyanacaksınız. Ameliyat sonrası genellikle korkulduğu gibi ağrılı geçmemektedir. Basit ağrı kesicilerle bu dönem oldukça rahat geçecektir. Bir gün sonra burun içi boşaltılacak, nefes almanız normale dönecektir. Aşırı sıcak olmayan bir mekanda, başınız hafif yukarıda ya da oturur durumda istirahat etmeniz önerilir. Burun ameliyatlarından sonra her rastladığınız insan size farklı yorumlar yapacaktır. Bu, zevklerin değişik olmasının yanı sıra eski burnunuzun iyi bilinmemesi ile ilgilidir. Burnunuz ile ilgili yorumu bu konunun uzmanları ile ancak eski burnu göz önüne alarak yapabilmektedir. Zaman içinde burnunuzla ilgili değişiklikleri doktorunuzla birlikte takip etmeniz en uygun yol olacaktır.
Burun Ameliyatının amacı nedir? Burun Ameliyatının amacı nedir? Ameliyatın amacı nedir? Burun estetiğinde amaç yüzünüze en uygun burnu yapmaktır. Bu cerrahi işlem şüphesiz mevcut kumaşla yapılacaktır. Yani sizin cildinizin kalınlığı, mevcut kıkırdakların inceliği ve formu, yara iyileşmeniz ve daha önce geçirdiğiniz burun ameliyatları başarı oranını belirler. Amaç yüzünüze ilgisiz bir burun yapmak değildir. Bu nedenle tek başına en güzel burnu yapmak sorunları çözmeyecektir. Yüzünüze en uygun burun yapmak en başarılı sonuç olarak kabul edilir. Burunun bazı yerleri küçültülürken bazı yerlerinin büyütülmesi ile yüzde iyi görünen burun sağlanmaya çalışılır. Burun deliklerinin aşırı görünmediği, diri, kemik çatının kaybedilmediği ve ameliyatlı olduğu izlenimin saklanması önemlidir.
Koku ve tat rahatsızlıkları tedavi edilebilir mi? Koku ve tat rahatsızlıkları tedavi edilebilir mi? Bazen bir ilaç, koku veya tat rahatsızlığının sebebi olabilir. Bu ilaç kesildiğinde veya değiştirildiğinde düzelme başlar. Bazı ilaçlar kimyasal algılama sisteminde probleme yol açarken, bazıları özellikle antihistaminik ilaçlar tat ve koku hissini artırırlar. Ciddi solunum yolu hastalığı ya da mevsimsel allerjisi olan kişilerde kayıp hissin geri gelmesi için semptomların geçmesini beklemekten başka yapacak bir şey yoktur. Poliplerin yol açtığı koku kaybı, poliplerin alınması ile ortadan kalkar. Bazen bu his kendiliğinden de düzenlenebilir.
Koku ve tat alma rahatsızlıklarının tanısı nasıl yapılır? Koku ve tat almadaki kaybın derecesi herkesin tanıyabileceği bir kimyasal maddenin en düşük konsantrasyonu ile ölçülür. Ayrıca hastalar farklı maddeleri karşılaştırma testine tabi tutulur. Bu maddeleri algılama şiddeti ve maddenin konsantrasyonu arttrıldığında koku ve tadı algılama şiddetindeki artışlar da test edilir. Koku emdirilmiş kağıtlarda hızlı bir test uygulanır.
Bozuklukların sebebi nedir? Bilim adamları 30 - 60 yaş arasında koku alma duyusunun en doruk noktada olduğunu tespit etmişlerdir. 60 yaşından sonra bu duyuda azalma görülmektedir. Yaşlı insanların çoğu bu yüzden iyi koku alamazlar. Kadınlar erkeklere oranla tüm yaşlarda kokuyu doğru tanımlamada daha yeteneklidirler. Bazı insanların doğuştan koku duyusu azdır. Bazıları ise değişik bir nedenle bu hissi kaybetmişlerdir. Üst solunum yolu enfeksiyonları ve kafa travmaları en önemli nedenlerdir. Koku ve tat duyusundaki kayıpların kaynağı burun ve sinüslerdeki polipler, hormonal bozukluklar veya dental problemler olabilir. Uzun süre belli kimyasal maddeleri soluyan insanlarda (örneğin, böcek öldürücüler) bu hissin kaybı görülmektedir. Sigara dumanı insanların en çok maruz kaldığı durumlardır. Kokuyu tanımlama yetisini azalttığı gibi tat almayı da bozar. Sigara bırakıldığında koku alma duyusu yavaş yavaş iyileşir. Baş-boyun kanserleri için yapılan radyoterapiden sonra hastalarda tat ve koku alma hissinde kayıplar olur. Sinir sistemine ait bazı hastalıklardan sonra da benzeri kayıplar görülür. Gırtlağı alınan hastalarda genellikle tat duyusu azalır. “By-pass” tüpü ile burundan nefes aldırılarak bu şikayetler giderilebilir (Bu da koku ve tat almak için havanın mutlaka burundan geçmesi gerektiğini gösteren bir örnektir).
Koku ve tat alma duyusu nasıl çalışır? Koku ve tat alma duyusu kimyasal algı sistemine bağlıdır. Koku ve tat alma işlemi çevremizdeki maddelerden salınan moleküllerin özel sinir uçlarını uyarması ile başlar. Koku hücreleri çevremizdeki kokularla uyarılır (Örneğin, parfüm kokuları). Bu sinir hücreleri burun boşluğunun üst tarafında öbekler halinde bulunur ve beyine direkt olarak bağlanırlar. Tat hücreleri ağız ve boğazdaki tat cisimciklerinde toplanmışlardır ve tükürükle karışan yiyecek ve içeceklerle uyarılırlar. Dil üzerinde görülen pürtüklerin çoğu tat cisimciklerini içerirler. Bu yüzeysel hücreler tat ile ilgili bilgiyi komşu sinir lifleri yoluyla beyine gönderirler. Tat ve koku hücreleri sinir sisteminin yaşlandıkça yenilenen tek bölümüdür. Bilim adamları bu fenomenden yola çıkarak diğer hücreleri de yenileme yönünde çalışmalar yapmaktadır. Kimyasal algılama sistemi bir şekilde genel kimyasal duyu olarak nitelendirilir. Vücudun ıslak yüzeylerindeki (göz, ağız, burun, boğaz gibi) binlerce serbest sinir uçları amonyak, çok acı biber veya mentol kokusuna karşı hassasiyet gösterirler. Genel olarak tat almada 4 farklı duyudan söz edebiliriz. Tatlı, ekşi, acı ve tuzlu olarak ayrılabilen bu farklı duyuların belli kombinasyonları ısı, koku ve genel kimyasal duyu ile birlikte “tat” hissini yaratır. Bu tat bize yediğimizi ayırt etmemizi sağlar. Tat duyusu koku ile de algılanabilir. Örneğin çikolata yerken burun kapatılırsa çikolata tadını tanımlamada güçlük çekilebilir. Bununla birlikte tatlı veya acı olup olmadığı hissedilebilir. Çikolatanın tadı kokusu ile bütünleştirilerek alınabilir. Bu örnek kahve için de geçerlidir.
Koku ve tat rahatsızlıkları ciddi midir? Koku ve tat erken uyarı sistemi olduğu için yaşamı garantiye alıcı özelliği vardır. Koku ve tat duyusu bizi ateşe, zehirli dumanlara, gazlara, kokmuş yiyeceklere karşı uyarır. Koku kaybı sinüs hastalıklarının, burun pasajındaki kitlelerin veya daha az sıklıkla da beyin tümörlerinin belirtisi olabilirler. Bazı mesleklerde koku ve tat alma duyuları çok önemlidir (aşçılar ve itfaiye erleri gibi).
Koku ve tat alma rahatsızlıklarının sıklığı nedir: Bir çalışmaya göre Amerika’da iki milyondan fazla kişide koku ve tat alma rahatsızlığı mevcuttur. Başka bir çalışmaya göre de her yıl iki milyonun üzerinde insan bu nedenle doktora başvurmaktadır. Çoğu insan da doktora başvurmadan bu rahatsızlık ile birlikte yaşamaktadır.
GuatrBoynun ön kısmında bulunan kalkanbezinin (tiroit) büyüyüp şişmesi. Kalkanbezi, damarları bol bir iç salgıbezidir. Başlıca görevi tiroksin ve buna ilişkin birtakım hormonlar salgılamaktır. Tiroksin vücut metabolizmasını düzenleyen bir basit hormondur. Bundan ötürü kandaki tiroksin oranı önemlidir. Gerek bu oran, gerek tiroksinin salgılanması, sempatik sinirlerle tireotrop hormonun denetimi altındadır. Tireotrop hormon, kanda tiroksin oranı düştüğü zaman hipofiz bezinin ön lobundan salgılanan hormondur. Guatrların fizyolojik sınıflandırılması kalkanbezinin salgıladığı tiroksin düzeyine göre yapılır. Basit guatrda (buna andemik guatr ya da nontoksik guatr ya da kolloit guatr da denir) bez genellikle ötiroittir yani normal miktarda hormon salgılar. Hipertiroidizme bağlı olan guatrlar da vardır. Bunlarda bez fazla hormon salgılar. Bu duruma tirotoksikoz hastalığı ya da Hashimoto hastalığı denilir. Hipotiroidizm ise kalkanbezinin çok az hormon salgıladığı durumdur; özellikle miksödem hastalığında bu durum görülür. En yaygın olan tür basit guatrdır. Yapılan tahminler dünyada aşağı yukarı 200 milyon kişide bu hastalığın olduğunu göstermektedir. Basit guatrın başlıca nedeni, kalkanbezinin tiroksini gerekli düzeyde tutabilmek için kandan yeterince iyodür alamamasıdır. Bu nedenle hipofiz bezi harekete geçerek tireotrop hormon salgılamaya başlar ve kalkanbezi genişler. Genişleyen bezden daha çok kan geçer, daha çok iyodit çıkar ve tiroksin düzeyi normale döner. Kalkanbezinin irileşme derecesi iyodürün kandaki düzeyine bağlıdır; zaten alkanbezinin normal büyüklüğü ile normal dışı büyüklüğü arasındaki sınır pek belirli değildir. Toprağı iyodür bakımından fakir olup dışarıdan da az besin getirtebilen pek çok fakir ülkede kandaki iyodür düzeyi düşüktür. Çünkü buralarda besinlerde çok az iyodür vardır. Bu ülkelerde guatr yaygın bir hastalıktır. Guatr etkeni olabilen birçok bileşik vardır. Bunlar arasında iki grup büyük önem taşır. Birinci grup inorganik iyonlar, özellikle tiyosinatlar ve perkloratlardır. Kalkanbezi bunları kandan alır. Bu maddeler bezin temizleme gücü bakımından iyodürle rekabet durumundadır. Bundan ötürü de iyodürün gelişini azaltır ve guatra yol açarlar. Hastaya fazla iyodür verip dengeyi iyodür lehine çevirmekle bu durum giderilir. İkinci grup etken organik bileşiklerden meydana gelir. Bunların etkisi fazla iyotla önlenemez; fazla tiroksin vermek gerekir. İkinci grup en çok besinlerde, birinci grup ise alman kimyasal maddelerde toplanmıştır. Basit guatrın iyodür verilerek tedavisi, doğrudan doğruya değilse bile, dolaylı olarak, hastalığın kendisi kadar eskidir. Guatr, varlığı M.Ö. 2700 yılında Çinliler tarafından saptanmış bir hastalıktır. Yine çok eski Çin kitaplarında guatra karşı deniz yosunu ve hayvan kalkanbezi yenmesi öğütlenmektedir. Yunanlılar deniz tuzunu, İngilizler ise XVIII. yüzyılda yanmış süngeri kullanmışlardır. Bunların hepsi etkili olmuş yollardır. Günümüzde ise en çok kullanılan ilaç Lugol eriyiğidir. Lugol eriyiği iyot ile potasyum iyodür eriyiği karışımıdır. Bu karışım her gün ağızdan ufak dozda alınır. İsviçre’de yapılan bir denemenin başarısından sonra birçok ülkede sofrada iyotlu tuz kullanılmakla toplu bir korunma programı uygulanmaktadır. ABD’de son zamanlarda yeni bir yöntem uygulanmaktadır. İyot sıvı yağda eritilmekte ve kas arasına şırınga edilmektedir. Bu, beş yıllık iyot gereksinmesini karşılamaktadır. Bu yolla gerek tedavide gerek korunmada büyük adımlar atılmıştır. Basit guatrda kalkanbezi görevini normal olarak yapmaya devam ettiğinden bu durumun hastanın görünüşünü çirkinleştirmekten başka bir sakıncası olmadığı düşünülebilir. Ancak unutmamalıdır ki, guatr sonucunda başka birtakım bozukluklar olabilir. Bu nedenle tedavisiz bırakılmamalıdır. Guatr sonucu fibroz, gırtlağın tıkanması ve kalkanbezi kanseri olabilir. Kalıtsal yolla çocuklara zeka geriliği sağır-dilsizlik, delilik geçebilir. Guatrlılarda ölü doğum da görülebilir. Hipertiroit guatr (buna eksoftalmik guatr ve toksik guatr da denilir) da gözler dışarı doğru fırlamıştır. Kalkanbezi bu çeşit guatrda yalnız irileşmekle kalmaz, etkinliği de fazlalaşır. Bunun sonucunda hastanın metabolizması yükselir; iştahı açılır; daha sonra zayıflama görülür; kalp atışı hızlanır; solunum zorlaşır; korku ve zihin bozuklukları ortaya çıkar. Bir zamanlar tehlikeli olan bu hastalık, bugün kolay teşhis edilip antitiroit ilaçlarla tedavi edilmektedir. Bu ilaçlar bezin salgılamasını azaltır. Kötü sonuçlara ulaşan toksik guatra . pek az rastlanmaktadır. Hipotiroit guatr (miksödem de denilir) bir öncekinin hemen hemen tersidir. İrileşmiş olan kalkanbezim’n etkinliği yeterli değildir. Hasta tiroksin eksikliğinden sıkıntı çeker. Metabolizma düşer; zihin çalışması ağırlaşır; fiziksel etkinlik yavaşlar. Yüz ve gözkapakları şişer; dudaklar kalınlaşır; dil irileşir. Deri solgundur; saç yumuşaklığını kaybeder. Nabız atışı azalır. Tansiyon düşer. «Sümüksü ve şişkin» anlamına gelen miksödem sözcüğü derinin bu hastalıktaki durumunu gösterir. Kansızlık da olabilir. Hiperkarotenemi ve A vitamini yokluğu görülür; çünkü karoteni A vitaminine dönüştürmek için tiroksine gerek vardır. Her yaşta olabilmekle beraber, miksödem menopoz dönemindeki kadınlarda yaygındır. Hashimoto hastalığının veya süreğen basit guatrın bir sonucu olabilir. Bir çeşit akıl hastalığında (kretinizm) kalkanbezi şişmeden, yani guatr olmadan da hipotiroidizm yani kalkanbezi etkinliği azlığı görülebilir. Aynı duruma atiroit kimselerde de rastlanır. Kretinizmin guatrlı bir çeşidi de vardır. Tedavi her gün ufak dozda verilen tiroksinle yapılır; sonuç çoğu zaman olumludur.